Neccar Hoca Fotoğraf Atölyesi

Neccar Hoca Fotoğraf Atölyesi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Neccar Hoca Fotoğraf Atölyesi, Photographer, Sanlıurfa.

15/06/2024
BİR GECEDE CAHİL KALDIK DİYENLER !SİZ ZATEN CAHİLDİNİZ BE KARDEŞİM.Prof. Dr. İlber ORTAYLI'dan Kısa Bir Tarih Dersi...Os...
26/10/2022

BİR GECEDE CAHİL KALDIK DİYENLER !
SİZ ZATEN CAHİLDİNİZ BE KARDEŞİM.
Prof. Dr. İlber ORTAYLI'dan Kısa Bir Tarih Dersi...
Osmanlı diye insan yoktur, Türk vardır, Çerkez vardır, Kürt vardır, Gürcü vardır ama Osmanlı yoktur. Osmanlı olunmaz Osmanlı doğulur, onun için de "Osmanoğulları"ndan olmanız gerekir. Bu da bir millet değil ailedir. Kendi soyunu inkar edip de taht sahibinin soyunu benimsemek bir tek bizim ülkemizde görülüyor sanırım. Kimliğini yitirip bir aile adının boyunduruğu altına girmeye heves edenlerin vecizesi. Ancak kul köle olmayı bilenlerdir bunlar.
‘Osmanlıyım’ diyenler bunları da bilmek zorunda!
1920’de nüfus on iki milyon dolayındaydı, on bir milyon kişi köyde yaşıyordu.
Kırk bin köyün otuz sekiz bininde okul yoktu.
Traktör yoktu; Hititlerden kalma kağnı ve kara saban kullanılırdı.
Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar da kırılıyordu.
Yaklaşık iki milyon sıtmalı, bir milyon frengili ve üç milyon trahomlu insan vardı. Anadolu’da; verem, tifüs, tifo salgını kol geziyordu.
Doğan her iki bebekten biri, bir yaşına gelmeden ölüyordu. Ortalama yaşam süresi kırk yıl kadardı.
Hekim sayısı üç yüz otuz yedi, ebe sayısı yüz otuz altı, eczacı sayısı altmış bin idi.
Diplomalı diş hekimi hiç yoktu.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancılara aitti. Toplam sermayenin yalnızca %15’i Türk sermayesi sayılabilirdi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan yalnızca dört fabrika vardı: Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
“Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras” listesinde 600 ton altın borcunu da unutmayalım.
Elektrik yalnızca İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı 1500 kadardı…
Kadın, insan değildi. Sayılmıyordu bile.. Sayımda erkekler sayılıyordu sadece kadınlar satılabiliyordu cariye olarak ...
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Osmanlıcıların yere göğe sığdıramadıkları Abdülhamid Han Hazretlerinin yaş olarak tümü “çocuk” sayılacak 16 karısı vardı. (Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur…..) Osmanlıcıların “dedemiz” dedikleri Abdülmecid’in de 22 karısı vardı. Halk ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyor onları elmaslara altınlara boğuyordu. Zenginlik sadece kendilerinde, saraylarında haremlerinde vardı halk ekmeğe muhtaçtı.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu...
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak ya da çalınmış, gemilerle, trenlerle Avrupa müzelerine götürülmüştü.
Takvim ve zaman birliği de yoktu. Kimisi güneş batarken ‘grubi saat’i esas alıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi güneşin tümüyle battığı 'ezani saat’i esas alıyordu; kimisi 'zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.
Kimisi ‘hicri takvim‘ kullanıyordu, kimisi ‘rumi takvim‘ kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda, farklı saatlerde yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne Ortaçağdan kalma ağırlık ölçüleri dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne de uzunluk ölçüleri…
Erkeklerin yalnızca % 5’i, kadınların binde 5’i okuma – yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi.
Okul yaşı gelen her dört çocuktan zaten üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, 72 ortaokul ve yalnızca 23 lise vardı.
Ülkedeki liselerin tümünde salt 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi bile yoktu.
Tek üniversite vardı, Darülfünun, medreseden halliceydi.
Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 yıl boyunca "Türkçe" mahvedilmiş , Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Kelimelerin yalnızca %5 kadarı Türkçeydi. Arap alfabesiyle Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik..” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan başlayarak 150 yılda basılan toplam kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Yalnızca 417 idi... zaten, ülkeye matbaayı getiren Abraham Müteteferrika da Macar kökenli bir devşirmeydi.
Oysa Gutenberg’in çalışan ilk matbaasından sonra, yani 1453’ten 1850’ye dek 400 yılda Avrupa’da 8 milyon kitap basılmıştı.. Voltaire, bir kitabında şu belirlemeyi yapmıştı:
İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan daha azdır!
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyamaz haldeymiş… Sanki ülke ful okur yazardı harf devrimi ile cahilleştiler Sen önce adam gibi, nesnel bilgi veren iki kitap oku da, "Dünya"dan haberin olsun biraz! Bunların hepsi arşiv bilgileridir yalan iftira karalama değil! Allah kimseyi gerçekleri görmeyecek kadar kör yapmasın!
Prof. Dr. Ilber ORTAYLI

ALINTI

İNSANA SAĞLAM BİR KARAKTER İNŞA ETMEKÇinliler barış içinde yaşamaya karar verdiklerinde büyük Çin Seddi’ni inşa ettiler....
14/06/2022

İNSANA SAĞLAM BİR KARAKTER İNŞA ETMEK

Çinliler barış içinde yaşamaya karar verdiklerinde büyük Çin Seddi’ni inşa ettiler. Yüksekliğinden dolayı hiç kimselerin tırmanamayacaklarını düşündüler...
Fakat, inşasından sonraki 100 yılda Çinliler
3 misli daha fazla işgale uğradılar.

Düşman piyade askerlerinin, hiçbir zaman duvara tırmanma ya da duvarı yıkmaya ihtiyaçları olmadı.
Çünkü, her zaman muhafızlara rüşvet verdiler ve kapılardan girdiler.

Çinliler yüksek ve kalın duvar inşa etmişlerdi; fakat duvar muhafızlarının karakterlerini inşa edememişlerdi.

Netice olarak, insan karakterini inşa etmek farklı ve önemli...
Her şeyin inşasından önce gelir.
Yeni neslin bugünkü ihtiyacı işte budur.

Bir oryantalistin dediği gibi; “Eğer bir milletin medeniyetini tahrip etmek istiyorsanız 3 yol var;
* Aile yapısını tahrip edin.
* Eğitim sistemini tahrip edin.
* Rol modellerini ve referanslarını küçümseyin, alçaltın.”

Sümer Babil mezapotamya tarihi ve kültür.

Netten Alıntıdır

ÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ ...Almanya'da doğdum, Almanya'da büyüdüm.Eğitimimi Almanya'da tamamladım. Sene'den sene'ye gelir...
14/06/2022

ÖNCE ZİHNİYET DEĞİŞMELİ ...

Almanya'da doğdum, Almanya'da büyüdüm.
Eğitimimi Almanya'da tamamladım. Sene'den sene'ye gelirdik ailece Türkiye'ye.
Son 3 yıl içinde yıl'da 4-5 kez gelmeye başlamıştım. Taki geçen yıl Ağustos ay'ında Samsun'a yerleşmeye karar verene kadar.
İlk defa gelmiştim Samsun'a. Çok beğendim. Ve Eylül'de Almanya'ya dönüp, pılımı pırtımı toplayıp 16 Aralık'ta Türkiye'ye doğru yol'a çıktım.
Bir kaç ay memleketim Ayancık'ta yaşadıktan sonra 28.07.2019 tarihinde Samsun'daki evime taşındım.
Herkes sordu: Nasıl radikal bir karar aldın da doğup büyüdüğün yerleri böyle terkettin?
Dedim "Vatan Sevdası. Ayrıca hiçbiryeri terkettiğim yok. İşim, evim, Almanya'da duruyor. Sıkılırsam dönerim." Şu 11 ay içinde neler gördüm, neler yaşadım şu memlekette tarif bile edemem.
Almanya'da yaşadığım 33 yıl'da görmediğim şeyleri gördüm ben bu memlekette.
Bana olağanüstü gelen şeyler ama Türkiye'de yaşayan insanımızın alışık olduğu ve gayet tabii gördüğü şeyler.
Ben şunu bilir şunu söylerim: bu memleketin sorunu hükümet falan değil, bu memleketin sorunu insanımız!
Bizim insanımız sorun!
Bizim insanımız sıkıntı!
Herkes sadece ve sadece kendi çıkarının derdinde. Kul hakkı diye birşey yok bu memlekette. Herkes herkesin sırtından en kolay şekilde çıkar elde etme derdinde.
Dostluklar dahi çıkar üzerine kurulmuş. Ele geçirilen fırsatlar şuursuzca değerlendirilmekte. Ne vefa var ne vicdan. Insanlar yüzleri kızarmadan yalan konuşuyorlar. Yalanların üstünü örtbas ediyorlar. Varlıklı olan doymuyor, yokluk çeken ise kendi başarısızlığını hükümete yüklüyor!
Kimse kendine karşı dürüst değil!
Kendine karşı dürüst olmayan insan başkasına karşı nasıl dürüst olabilir ki.
Türkiye'de yaşayan insanlarımızın bir çoğu Alman'lardan "GAVUR" diye bahsederler. Çok tiksindiğim ve asla kullanmadığım bir kelime. Gavur Allah'ı olmayana denir, başka dîn'den olana bu şekil hitap edilmez!
Evet, Alman'ın biz Türkler'den öğreneceği bir çok şey vardır mutlaka. Merhamet gibi, samimiyet gibi. Ama bizim insanımızın elin Alman'ından öğrenmesi gereken çok daha fazla şey var!
Bundan emin olabilirsiniz!
Gavur dedikleri asla kişiye göre fiyat belirlemez, kimseye saygısızlık etmez, kimsenin hakkını gasp etmez.
Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirir, kimsenin hakkına girmez, fırsatçılık etmez.
Bu memleket'e en iyi hastaneler, en iyi şirketler de kurulsa bizim insanımız insan olmadıktan sonra bu memleket hiçbir yere varamaz.
Birinci kalite hastane yapılır, doktor vaktinde odasında olmaz, temizlikçi temizliği düzgün yapmaz, hemşirelerin elinden telefon düşmez, hastalar desen herkes herkesin sırasını kapma derdinde.
Kimsenin kurallara uyduğu yok. Cezalar caydırıcı değil diye sitem ederler, suçluya ceza verildiğinde hükümete küfür ederler.
Katil müebbet yer, katilin ailesi hükümet'e söver, katil serbest kalır, bu sefer öldürülen'in ailesi hükümet'e söver. Hakimler, savcılar kime göre adil belli değil, herkesin adalet anlayışı bir garip bu memleket'te.
Bizim insanımız insan olmayı başaramadığı sürece yer yüzünün en iyi yöneticisi de geçse bu devletin başına, biz arpa tanesi kadar yol alamayız. Önce zihniyet değişmeli.
🧿 Şebnem Yalçın,

HOCAM BENİ TANIDINIZ MI ?Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam be...
30/04/2022

HOCAM BENİ TANIDINIZ MI ?

Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp "hocam beni tanıdınız mı?" dedi.
İhtiyar öğretmen:
- Hayır tanımadım.
Adam:
- Hocam nasıl tanımazsınız!.. Ben ilkokul öğrenciniz M....a. Hocam sınıfımızda bir arkadaşın saati kaybolmuştu. Ben almıştım. Siz de "herkes kalksın ve ellerini tahtaya dayasın, arama yapacağım" demiştiniz. Ben utanmış ve çok korkmuştum. Sizin ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım diye soğuk terler döküyordum...
Sizden bir komut daha geldi.
"Şimdi herkes gözlerini kapatsın."
Ortalarda bir yerdeydim. Aranma sırası bana gelmişti. Saati cebimden sessizce almış, devamla, aynı sessizik içinde son arkadaşa kadar aramayı sürdürmüştünüz. Sonra bizi yerimize oturtup bana ve hiç kimseye hiç bir şey söylemeden saati sahibine vermiştiniz.
Büyüdükçe içimde büyüttüm bu davranışınızı... Hocam ben şimdi 60 yaşındayım. Düşünüyorum da şu hayattaki en büyük dersi, o gün sizden almışım. Her aklıma gelişinde sarsıldım ve her aklıma gelişinde kendimi sizden kalan erdemin koruyucu gölgesinde hissettim.
“Utancı bilerek yaşamak korkunç...
Daha da korkuncu, bilerek yaşatmak.”
derler..
Hocam siz bana o utancı yaşatmadınız.
Yaşasaydım unutur muydum, doğrusu bilmiyorum. Ama beni utandırmamanızı hiç unutmadım Hocam.
Şimdi hatırladınız mı beni?
İhtiyar öğretmen yan yana oturdukları bankta öğrencisine yaslanarak:
- O olayı ertesi gün unutmuştum ben. Şimdi sen anlatınca hatırladım
Sizlere "gözlerinizi kapatın" dediğimde ben de gözlerimi kapatmıştım. O yaştaki her çocuğun düşebileceği yanılgıya düşen öğrencime karşı içimde bir yargı oluşsun istememiştim.
0 SEN MİYDİN?

ALINTI

SEN NEDEN BURADA DEĞİLSİN ?...Akıl hastanesinin bahçesinde sigara içiyordum. Merakımdan sanırım, bir şekilde orada buldu...
30/04/2022

SEN NEDEN BURADA DEĞİLSİN ?...

Akıl hastanesinin bahçesinde sigara içiyordum. Merakımdan sanırım, bir şekilde orada buldum kendimi. Kendi halinde, oldukça normal davranan, yüz çizgilerinden kırklarında olduğunu düşündüğüm bir adamla göz göze geldik. Ben bir kaç kafamı çevirsem de, o gözlerini üzerimden hiç çekmedi. Kıyafetlerinden anladığım kadarıyla misafirdi orada, hasta demeye dilim varmıyor şimdi. Önce biraz çekindim, sonra cesaretimi toplayıp küçük adımlarla yaklaştım yanına.
“Sigara versene” dedi hemen. Sigarayı uzatırken “Neden buradasınız ?” demiş bulundum. Sigarasını yaktı, tekrar gözlerini dikti üzerime. Kırpmıyordu bile, ürkmedim desem yalan olur.
“İyi günler” dileyerek uzaklaşmaya karar verdim. “Belki de yanlış bir soru sormuşumdur. Belki canını sıkmışımdır ya da ne bileyim vardır bi sıkıntısı" diye geçirdim içimden.
“Sen neden burada değilsin ?” diye bağırdı arkamdan. Öyle bir bağırdı ki, arkamı dönmeye korktum. Cinnetle bağırır gibi.. Döndüm yüzümü, olduğum yerde, yaklaşmadan baktım yüzüne. Bu sefer sesini daha da yükselterek, tekrarladı; "Sen neden burada değilsin ? Onca sahtekarın, onca vicdansızın, onca yalancının içinde durabilmeyi nasıl başarıyorsun ? Bu kadar vicdansızın olduğu, sevgilerin harcandığı, umudun tükendiği, renksiz, yapay bir dünya var dışarıda. Yüzüne gülüp sana dost arkanı dönünce sana puşt olan, uyuşmadan uyum sağlayamadığım, gürültüsünden uyuyamadığım, kirli, kibirli, kaba bir dünya var. Çıkarları uğruna seni çakıyla son model bir arabayı çizer gibi çizecek binlerce insan var. Kanını emecek bir sürü vampir. Sana kullanılıp, köşeye atılmış p*s bir mendil gibi hissetirecek bir sürü insan. Seni işine geldiği gibi kullanıp, işi bitince hor görecek bir çok insan..!

Sen neden burada değilsin ?...

Neden...???"

Nursen Yıldırım.....* RENA *

Deliler mi yatmalı Akıl Hastanesi'nde yoksa onları deli edenler mi?..

Address

Sanlıurfa

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Neccar Hoca Fotoğraf Atölyesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category