05/09/2026
Hive’nin Lahitleri
Hive yollarında ilerlerken yol kenarındaki mezarlıklar hemen dikkatimi çekiyor…
Toprağın üzerinde yan yana uzanan, küçük evleri andıran yüzlerce mezar…
Bir süre sonra bir mezarlığın içinde bazı ailelerin ellerinde kovalar ve küreklerle çalıştıklarını görüyorum.
Burada “sagana” adı verilen mezarlar kerpiç ve çamurdan yapılıyor. Zamanla güneşin, yağmurun ve rüzgârın etkisiyle aşınan saganaları aileler yeniden sıvıyor, çatlayan yerlerini onarıyor.
Bir süre onları izliyorum…
Kimi çamuru hazırlıyor, kimi eski sıvayı temizliyor, kimi elleriyle kaybettiği yakınının mezarını yeniden şekillendiriyor.
Bana göre yaptıkları bir mezarı onarmaktan çok daha fazlası…
Kaybettikleri insanların yeryüzünde bıraktıkları son izi kendi elleriyle koruyorlar.
Peki Harezm’deki mezarlar neden alıştığımız gibi toprağın altında değil de üzerinde?
Bununla ilgili iki farklı düşünce var.
İlki bizi bu toprakların kadim geçmişine, Zerdüştlüğe götürüyor. Toprak, su, ateş ve havanın kutsal kabul edildiği bu inancın eski cenaze geleneklerinin Harezm’deki mezar kültürü üzerinde iz bırakmış olabileceği düşünülüyor.
Diğer açıklama ise Amu Derya… Nehrin şekillendirdiği Harezm’de yeraltı suyunun yüzeye yakın olması, mezarların toprağın üzerinde yükselmesinin nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.
Peki hangisi?
Belki de cevap, Harezm’in binlerce yıllık geçmişinde saklı…
Hive, Buhara ve Semerkant’ta peşine düştüğüm hikâyeler, “İpek Yolu’nda Üç Masal” dosyamla bu ay Atlas Dergisi’nde.