15/11/2025
Sarı Çizginin Üzerinde: Görünmeyen Bir Dünya
Bu fotoğrafın kadrajıma takılmasının üzerinden epey zaman geçti. Arşivimden çıkarma gereği duydum. Belki az da olsa bir farkındalık oluşturabilirim diye düşündüm.
Bir yanda, pembe şemsiyesi ve pembe ayakkabılarıyla kendi anına odaklanmış bir insan; belki de bu, o insanın ruhsal estetiğinin bir dışa vurumudur. Kendi estetik dünyasında ilerlerken, bastığı kılavuz çizgisinin hayati anlamını gözler önüne seriyor. Tabii, o insanın o anki farkındalığının boyutunu bilemeyiz ama
Bu çizgi, görünüşün ötesindeki mutlak bir hakikatin izidir; kendi renkli kombinesini hiç görmeyen, aydınlık bir iç dünya’ya sahip olan insanların kılavuzu. O çizgi, onlar için güvenlik, bağımsızlık ve dış dünyanın tehlikeli karmaşasından kurtuldukları bir rotadır.
Hayat ne yazık ki bu tür çelişkilerle ve kaotik alanlarla dolu. Bize dayatılan yaşam biçimleri bizi gerçekten ve empati yapmaktan uzaklaştırıyor. Kaçımız bu çizgileri görünce başka dünyaları hissedip empati kurabiliyoruz? Farkında mıyız etrafımızdaki bu görünmez dünyaların?
O Çizgilere Basarken Dokuların Verdiği Hissiyatı Fark Ettik mi?
Günümüzün bize dayattığı bireyci var olma hırsı ile kendi konfor alanımızda yürürken, etik körlüğe düşüp başkalarının hayati çizgilerine bastığımızın farkında mıyız?
Belki birçoğumuz, kendi pembe dünyalarımızın telaşında, farkında olmadan o çizgilerin üzerinden kaç defa basıp geçtik.
Hiç kendimizi o insanların yerine koyabiliyor muyuz? O çizginin sadece yerdeki bir zemin deseni olmadığının farkında mıyız?
Gözlerinizi kapatıp o çizginin üzerinde yürümeyi denediniz mi hiç? Ne kadar zor olduğunu hissedip, o dokunma duyusunun hayati önemini empati yoluyla kavrayabildiniz mi?
Büyüsüne kapılıp gittiğimiz dış dünyanın karmaşasından kurtulup, o çizginin bir desenden öte, kimlerin yoluna ışık olduğunu hissedebilmek gerek.
Görünmeyen Sınırlar ve Vicdanın Gözü
Ancak mesele sadece yerde duran sarı çizgiyi ihlal etmekle bitmiyor. Hadi yürürken şans eseri sarı çizgiyi bakarken gördük; peki ya göremediklerimiz? İşte gözlerimizle görebildiğimiz bu fiziksel sınır, bize asıl görünmeyen bir şeyi hatırlatmalı: İnsanın evrensel hakkı olan duygusal sınırları, yani başkalarının duygu dünyalarının hassas çizgilerini, kaçımız aynı kolaylıkla çiğneyip geçiyor?
Bu duygusal çizgiler, bir fotoğraf karesine sığdırabileceğimiz anlık bir acı resmi veya parlak bir mutluluk pozu değildir. Onlar, ışık ve gölgeyle değil; empati ve vicdanın soyut merceğiyle algılanır. Fotoğraf makinesi, yalnızca fiziksel dünyayı kaydederken, bu çizgiler, sadece ve sadece içimizdeki etik pusula, yani vicdanımızın keskin bakışıyla görünür olabilir.
Dürüst olmak gerekirse, ben de çoğu zaman duyarsızca geçip gittim. O anı hatırladıkça soruyorum: Fotoğraf makinem olmasaydı, bu çarpıcı kontrastı ve başkalarının hayati çizgilerini görebilir miydim? İşte o an, fotoğrafın insana kazandırdığı bir görme biçimi olarak bana ne kadar çok şey kattığının farkına vardım.
Dileğim; siyasi hesaplaşmalar ile toplumsal sorunların görmezden gelinip manipüle edildiği bu kaotik ortamda, birey olarak insan kalabilme yeteneğimizi kaybetmemek.
Bu zorlu gerçeklik içinde bile, en temel insani sorumluluğumuz olan empatiyi her adımda hatırlayarak, başkalarının hayat çizgisine saygı duyma bilincini koruyabilmektir. Unutmayalım ki, toplumsal duyarlılığı yüksek olanların kaygılarına (anksiyetesine) saygılı olmak da, en az fiziksel çizgilere saygılı olmak kadar vicdani bir görevdir.
Işığınız bol olsun.
Nizamettin Elverdi
13 Kasım 2025
Fotoğraf:
Nizamettin Elverdi
İstanbul Topkapı
Haziran 2021