09/08/2025
DALCA – Beyaz Huşların Koynunda
Dalca’ya yaklaştıkça hava değişir. Sanki gökyüzü biraz daha mavi, ağaçlar biraz daha yeşil olur. Eğridere’ye on kilometre, Kırcaali’ye yirmi sekiz kilometre uzaklıktaki bu küçük mahalle, ormanın kalbine gömülmüş saklı bir cennet gibidir. Çocukluğumun ilk adımlarını attığım, gençliğimin heyecanlarını yaşadığım yer…
Sabahları, cam, meşe, kayın ve huş ağaçlarının yaprakları arasından süzülen ışık, köyün toprak yollarını altın sarısına boyardı. Karşıda heybetle yükselen Aladağ Tepesi, zirvesinden çağlayan buz gibi suyuyla hem karpuzu çatlatır, hem de insanın içini serinletirdi. Sağ tarafta Asar Tepesi, tepesindeki eski kaleyle yıllardır sessizce Eğridere’yi gözetlerdi.
Köyün girişinde, bir zamanlar yolcuların uğrak yeri olan Bay Stayon’un Yeri karşılar sizi. Kapısında asılı duran kırmızı-beyaz örtü, rüzgârda hafifçe dalgalanırdı. Eskiden her masada sıcak köy ekmeği, mis gibi kokan taze ızgara köftesi ve yanında köy usulü yoğurt olurdu. Şimdi yeni bir sahibi varmış; kim bilir, belki bir gün yine o eski mis kokulu günlerine döner.
Dalca Tepesi’nin eteklerindeki huş ormanları bembeyaz gövdeleriyle güneşte parıldar. Bu yüzden turistik bolgesi “Belite Brezi” yani “Beyaz Huşlar” diye anılır. Bir doktor, yıllar önce ziyarete geldiğinde derin bir nefes alıp gülümsemiş,
— “Ben burada ameliyatı açık havada yaparım. Ameliyathane gerekmez,” demişti.
Daha aşağıya inince, Arda Nehri kıvrıla kıvrıla akar. Üzerinde gururla duran Şeytan Köprüsü, köyün hem efsanesi hem de sessiz muhafızıdır.
Doğuda Alfatlı köyüm uzanır. Bir zamanlar beş büyük köyün belediye merkezi olan bu yerleşim, şimdi iki yüz elli kişilik sessiz bir köydür. Burada, Kuzey Bulgaristan’da eşi olmayan tarihi bir yel değirmeni vardı. Çocukken rüzgârla dönen koca kanatlarını izlemekten büyük keyif alırdım. Şimdi ne yazık ki temeli bile yok…
Yıllar geçti. Köyümüzün neşeli günleri yavaş yavaş çekildi. Bahar şenlikleri, mevlut okuma merasimleri, uzun kış gecelerindeki sohbetler…
Hepsi yerini sessizliğe bıraktı. Yine de Dalca hâlâ orada; huş ağaçlarının gölgesinde, Aladağ’ın serin esintisiyle ayakta duruyor.
Ve ben ne zaman gözlerimi kapatsam, çocukluğumun Dalca’sı hâlâ o taze, o canlı haliyle zihnimde yaşıyor…
Akif Yurtsever
Bursa