22/05/2026
Zamanın derin izlerini taşıyan Harşena Dağı’nın sarp kayalıklarından aşağıya bakıldığında, Amasya bir tarih masalı gibi vadinin koynunda uzanır. Binlerce yıllık krallara, şehzadelere ev sahipliği yapmış bu kadim kent, yukarıdan bakıldığında dumanlı bir rüya gibi silikleşirken; doğanın ve tarihin o heybetli, kaba dokulu bedeni fotoğrafın her köşesine hakimiyetini ilan ediyor. Taş merdivenlerin yılan gibi kıvrılan yolu, kalenin sessiz zirvesinden Yeşilırmak’ın suladığı o köklü medeniyete doğru uzanan muazzam bir zaman tüneli gibi. Bu karede, fâni bir insanın, Amasya’nın devasa tarihi ve coğrafyasının kayıtsız sessizliği karşısında kendi yalnızlığını yeniden keşfettiği o an saklı.
Bu uçurumun kenarındaki patikada, ışığın ve karanlığın birbirine girdiği o gri alanda, tek bir insan figürü yürüyor. O, sadece bir gezgin değil; Pontus krallarından Osmanlı şehzadelerine uzanan bu topraklarda, geçmişten geleceğe süzülen bir hafıza, bu sert doğanın bağrına atılmış fâni bir imza gibi. Çevresindeki kayalar, yüzyıllardır krallara mezar, şehirlere siper olmanın verdiği bilgelikle ona bakıyor. Sislerin ardına gizlenmiş Amasya, onun bu yüksekteki yalnızlığını bir taç gibi taçlandırırken, izleyiciyi de o dik yamaçların sert dokusunu parmak uçlarında hissetmeye davet ediyor. Bu fotoğraf, sadece bir manzara değil, ruhun Amasya’nın dikey tarihi boyunca kendi derinliklerine yaptığı mistik bir yolculuğun hikayesidir.