Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze

Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze Grafik Tasarımcı, Tohum Fotoğrafçısı I Graphic Designer, Seed Photograpy

05/04/2026

Kaş’ta Lüleburgaz’a Rastlamak - (Köşe Yazısı)

Bazen insan memleketinden kilometrelerce uzağa gider ama yine de memleket onu bulur.

Ramazan Bayramı’nda Antalya Kaş’taydım. Aslında bu seyahatin benim için ayrı bir anlamı vardı. Teyzemler üç yıl önce Kaş’a taşınmıştı. Annemler gitmiş, kardeşim gitmiş ama ben iş yoğunluğundan bir türlü fırsat bulamamıştım. Üç yılın ardından nihayet gidebildim. Dayımla birlikte, onun yazlığına yerleştik.

Ama her zamanki gibi, gazeteci dediğin tam anlamıyla “tatil yapamaz.”

Teyzemle Kaş sokaklarında dolaşırken belediyenin sergi salonuna denk geldik. İçeride tohumlar üzerine bir sergi vardı. “İstersen bakalım” dedi. Girdik.

Sergiyi gezerken bir ayçiçeği fotoğrafının önünde durduk. Teyzem, “Bizim oraların çiçeği” dedi. O an, aslında sıradan bir cümleydi. Ama o cümle, birkaç saniye içinde bambaşka bir hikayeye dönüşecekti.

Yanımızda duran biri konuşmaya dahil oldu. “Sizin orası mı? Nerelisiniz?” diye sordu. “Trakyalıyız,” dedim. “Lüleburgazlıyız.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra o meşhur tepki geldi: “Yok artık!”

Meğer serginin sahibi, o an yanımızda duran kişi, Lalehan Uysal’mış. Ve o da Lüleburgazlıymış. Bir anlık şaşkınlık Ardından karşılıklı gülümseme… Lalehan Hanım, “Daha önce sergilerime Edirne’den, Tekirdağ’dan gelenler oldu ama ilk defa doğrudan Lüleburgazlılarla karşılaşıyorum” dedi.

Düşünsene… Türkiye’nin bir ucunda, Kaş’ta bir sergi salonunda, bir ayçiçeği fotoğrafının önünde, memleket çıkıyor karşına. Tesadüf mü? Belki. Ama bana göre değil.

Çünkü memleket dediğin şey sadece bir coğrafya değil. İnsan, nereye giderse gitsin, onu taşıyor içinde. Bazen bir kelimede, bazen bir fotoğrafta, bazen de hiç beklemediğin bir anda karşına çıkıyor. Benim için bu karşılaşma sadece bir tesadüf değildi. Aynı zamanda şunu da hatırlattı: Gazetecilik bir meslekten öte, bir refleks. Tatilde bile.

Nitekim öyle de oldu. O kısa sohbet, bir röportaja dönüştü. Kaş’a tatil yapmaya gittim ama yine haberle döndüm.

Demek ki bazı şeyler değişmiyor.

Nereye gidersen git…

Memleket de, meslek de seni buluyor.

Bu noktadan sonra sohbet uzadı. Ve ortaya sadece bir karşılaşma değil, bir hayat hikayesi çıktı. Lalehan Uysal Lüleburgaz’da doğmuş, henüz 14 yaşındayken ayrılmış. Babası ilçenin tanınan esnaflarından tüccar terzi İrfan Uysal, annesi ebe hemşire Şükran Uysal. Ancak hayatlarının yönünü değiştiren büyük bir kırılma noktası var: 1975 yılı.

O yıl Lüleburgazspor’un Bursaspor ile oynayacağı maça gitmek üzere aynı araçta 2 esnaf arkadaşıyla daha yola çıkan babası, Bursa’ya yaklaşırken meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybediyor. Otobüsü sollayan sarhoş bir sürücünün çarpmasıyla olay yerinde hepsi yaşamını yitiriyor ve Lüleburgaz’da şok etkisi yaratıyor.

O an sadece bir insan değil, bir düzen de kayboluyor. Terzi dükkanı kalfaya devrediliyor, annesinin tayini Bursa’ya çıkıyor ve aile Lüleburgaz’dan kopmak zorunda kalıyor. Henüz çocuk yaşta, bir şehirden diğerine savrulan bir hayat başlıyor.

Bursa yıllarının ardından üniversite için İstanbul’a geliyor. Güzel sanatlar grafik tasarım eğitimi alıyor ve kendi hayatını tek başına kuruyor. Bugün hala İstanbul’da yaşıyor ama Lüleburgaz’la bağı hiç kopmamış. Konuşurken bir anda geçmişe gidiyor: “Adını yanlış hatırlamıyorsam eskiden Lüleburgaz’da Sami diye bir tatlıcı vardı, revani, tulumba yapardı… Hala İstanbul’da revani yerken o adam ve Lüleburgaz aklıma gelir” diyor. Bu cümle aslında her şeyi anlatıyor. Memleket bazen bir sokak değil, bir tat oluyor. Bir isim oluyor. Bir hatıra oluyor. İnsanın içinden çıkmayan bir şey oluyor.

Bugün kendini “tohum gözlemcisi” olarak tanımlıyor. Ama bu sade tanımın arkasında oldukça güçlü bir birikim var. Grafik tasarımcı, yazar, editör…

Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gazetecilik uygulamaları üzerine dersler veriyor. Aynı zamanda Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin ve Türkiye’nin ilk ekolojik pazarı olan Şişli %100 Ekolojik Pazar’ın kurucularından biri.

Ancak tüm bu unvanları bir kenara bırakıp kendini tek bir ifadeyle anlatıyor: “Ben tohum gözlemcisiyim.” Kaş’taki “Kurda, Kuşa, Aşa… ve Göze” adlı sergisi de bu bakış açısının bir yansıması. Fotoğraflarında tohumları görünür kılmaya çalışıyor.

İlk bakışta fark edilmeyen detayları, doğanın içindeki kusursuz matematiği ortaya çıkarıyor. Gölgesini bildiğimiz ama tohumunu bilmediğimiz ağaçları, her gün gördüğümüz ama hiç dikkat etmediğimiz başlangıçları gösteriyor. Aslında bir tohuma bakarken bir yaşamın özüne bakıyoruz ama çoğu zaman bunu fark etmiyoruz.

Bu sergi yolculuğu Kaş’ta başlamamış. Oxford Üniversitesi’nde düzenlenen ve 40 yılı aşkın süredir devam eden Oxford Symposium on Food and Cookery’de açtığı ilk sergiyle başlayan süreç, Londra’ya ve ardından Türkiye’nin farklı şehirlerine uzanmış. Farklı coğrafyaların tohumlarını fotoğraflamış ama hepsinde ortak olan bir şey var: hayatın özü. Ve o öz, bir şekilde onu yine memleketine bağlamış.

Konuşmanın bir yerinde Lüleburgaz’a dönmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. “Geri dönebilirim” dedi. Bu cümle bir karar değil ama güçlü bir bağın göstergesi. Yengesinden bahsetti, ailesinden bahsetti, yeğenleri olan Uysal Kırtasiye’den bahsetti. Yani aslında bir şehirden değil, insanlardan söz etti. Zaten memleket dediğin de biraz bu değil mi?

Ben Kaş’a tatile gittim ama yine bir hikayeyle döndüm. Bu sadece bir röportaj değil, bir karşılaşma, bir tesadüf ve bir hatırlatma. Nereye gidersen git, memleket de meslek de seni buluyor. Bazen bir ayçiçeği fotoğrafında, bazen bir tatlının tadında, bazen de hiç beklemediğin bir anda karşına çıkan bir hemşehrinde.

Fotoğraflar ve köşe yazısını görmek için:

https://luleburgazpost.com/kose-yazilari/kas-ta-luleburgaz-a-rastlamak

Kaş’tayız; Tohumlar, kediler, kuçular ve ben… 22 Mart’a kadar buradayız! Kaş’taki ve yakın çevredeki dostları bekliyoruz...
16/03/2026

Kaş’tayız; Tohumlar, kediler, kuçular ve ben… 22 Mart’a kadar buradayız! Kaş’taki ve yakın çevredeki dostları bekliyoruz.

17/01/2026

MÜJDE!

CENGİZ HOLDİNG’İN HALİLAĞA BAKIR MADENİ’NİN İŞLETME İZNİ İPTAL EDİLDİ!

Cengiz Holding'e ait Halilağa Bakır Madeni “İşletme izni” İptali için Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Yönetim kurulu başkanı Süheyla Doğan tarafından açılan işletme izni iptali davası sonuçlanmış ve Çanakkale 2. İdare Mahkemesi İşletme İzni’nin iptaline karar vermiştir.

Davayı kaybedeceğini anlayan şirket her ne kadar yeniden işletme izni alsa da bu kazanım oldukça önemlidir. Mahkemenin kararı, şirketin usulsüzlüklerini ve Ruhsatı düzenleyen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yetkililerinin de nasıl şirketler yararına çalıştıkları ortaya çıkarmıştır.

Bu karar, tüm maden işletme izinleri açısından önemli bir karardır. ÇED izni alınmayan alanlara işletme izni verilemeyeceği ortaya çıkmıştır. Usulen köylüler tarafından açılan şirkete verilen yeni işletme izni ve işletme ruhsatı iptal davaları da devam etmektedir. Ayrıca şirket ve kurumlar hakkındaki Suç Duyurusu Dosyamız da devam etmektedir. Derneğimiz bu davalara da müdahil olacaktır. Bu davalara sahip çıkılması ve destek verilmesi çok önemlidir.

CENGİZ DEFOL!
HAVAMA SUYUMA TOPRAĞIMA DOKUNMA!

KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ

17/01/2026
30/12/2025

"Ben hiçbir şey icat etmedim. Sadece ben keşfettim... "

"Bilginin en büyük düşmanı cehalet değil, bilginin yanılsamasıdır... "

"Hastalık zihinsel çöküşten doğar.
İnsan kendi doktoru olmalı. İnsanın içi huzurlu değilse, tüm ilaçlar ve en iyi doktorlar boşuna demektir.
Modern insanın bilinçaltı büyük fırtınalı rüzgarlarla huzursuz bir okyanus kadar çalkantılıdır.
İzlenimlerle dolu bir bilinçaltı ruhun huzursuz olmasına neden olur.
Duygular sonra volkanik bir patlama gibi kaynar.
Duygular üzerinde çalışmadan, maneviyat sadece kartlardan ibarettir. Ve gönül rahatlığı olmayan bir insan nedir?
İlahi lütuftan ayrı, boş yere maddi şeylerde rahatlık bulmaya çalışıyor. Orada rahat yok, dipsiz bir kuyu.
Daha fazla, daha fazla, daha fazla ver ve sonunda yine boşluk.
Ruh sakin bir denize dönüştüğünde iyileşme başlar.
Bunu unutma, bu altın kuraldır.
Çoğu hastalığın kökü ruhtadır, bu nedenle ruh çoğu hastalığı yenebilir. "

Nikola Tesla

27/12/2025
26/12/2025

Begonvil aslında hepimizin “çiçek” sandığı o parlak pembe, mor, kırmızı kısımlar gerçek çiçek değil. Onlar brakteler dediğimiz yaprak benzeri renkli kısımlar. Asıl çiçek, ortadaki küçücük beyaz veya sarı tüp şeklindeki kısım.

Bu bitki sıcağı ve güneşi seven bir Akdeniz klasiği. Türkiye’de en çok Ege ve Akdeniz’de görürüz, çünkü oralarda kışlar sert geçmez. Kötü hava şartına çok dayanıklı değil, özellikle don olayını hiç sevmez. Soğuk bölgelerde olsa bile genelde saksıda yetiştirip kışın içeri alırlar.

Begonvilin sevdiği şeyler:

1. Bol güneş (günde en az 5–6 saat),
2. Az su (toprak hafif kurudukça sulanır),
3. Fazla ilgi istemez, tam bir “kolay yetişen ama gösterişli” bitki,
4. Fazla sulamak en büyük hatadır, yaprak döker.

Aslında stres altında daha çok çiçek verir. Su kıtlığı, hafif besin azlığı gibi durumlar bile begonvili çiçeklenmeye teşvik eder. O yüzden “şımartmamak” lazım biraz.

Orman Mühendisi

26/11/2025

Dünya tek tipleşmeye doğru hızla ilerlerken, aynı kıyafetleri giyen, aynı tepkileri veren, aynı konuları konuşan dev bir kitleye dönüşmek üzereyiz. Bu nedenle, nerede farklılık ve özgünlük görsek merak ediyoruz

Beşparmak Dağları’nın eteğinde ; nakışlı ahşap oyma kapıları, ustasının hünerlerini sergilediği bacalarıyla taş evleri, uçsuz bucaksız zeytin ağaçları, nın da yeraldığı bir köy burası...,Muğla’nın Milas ilçesine bağlı

Burada kadınlar yemenisine fesleğenler, reyhanlar gibi mis kokan taze çiçekler kondurur , Bu geleneksel giyim ve baş örtme şeklinin yaklaşık 500 yıldır devam ettiğini söylüyor kadınlar.

Çomakdağ’da kadınların giydiği kıyafetlerin, taktıkları aksesuarların hepsinin bir dili ve anlamı var. Özellikle kadınların giydiği kıyafetlerden evli mi, çocuğu var mı, kocası hayatta mı gibi bir çok sorunun cevabını sormadan öğrenebiliyoruz.

Çomakdağ düğünleri ile de meşhur, üç gün süren düğünlerde davul-zurna, kına yakma, atla gelin alma, yemekler, ikramlar ve diğer geleneksel ritüeller hala devam ettirilmekte.

Burası Türkiye’de kültürün yaşatılması gereken köyler arasına seçilmiş ve “Köy Koruma Projesi” kapsamına alınmış ...
Alıntıdır

26/11/2025

Bizim köyümüzde herkes tarlasının bir kôşesine, genelliklede en verimsiz yerine eskiden kenevir ekerdi. Ayrıca fasulye tarlalarında aralara tek tek kenevir tohumu atılırdı ki, bu kenevirler çok iri ve heybetli olurlardı. Hasat zamanı toplanan kenevirler evlerin saçaklarında kurutulurken serçeler için büyük ziyafet olurdu. Ürünleri alınan kenevir sapları bağ bağ yapılır ve o iş için ayarlanmış bataklık havuzlarına gömülürlerdi. Burada bir ay kadar bataklık içerisinde tutulan kenevir bağları çıkarıldıktan sonra zayıf sonbahar güneşi altında tekrar kurutulmaya bırakılırdı. Kuruyan saplar ev önlerinde serilir ve kızlı erkekli türküler eşliğinde dövülerek lifleri çıkarılırdı. Ben, köyümüzde tek bir kez bile olsun bu güzel bitkinin kötü maksatla kullanıldığını duymadım. 1978 yılında köye gelen jandarmalar kenevir ekiminin yasaklandığını ve herkesin ektikleri kenevirleri sökmeleri gerektiğini, yoksa yasal işleme maruz kalacaklarını söylediler. Şaşkın köyümüz insanı üzgün üzgün biçare söktüler. Anlamamışlardı bile nedenini. Hala gözümün önündedir o güzel insanların biribirlerine şaşkın şaşkın sordukları halleri: "Bir daha hiç kendir ekemeyecekmiyiz?" "Biz bundan sonra çulu çuvalı neden yapacağız?" "Cedenesiz hedik, kavurga olurmu?"...
Alıntı.

Dünyanın En Önemli Üretim Bitkisiyken Yasaklanan Kenevir Hakkında 16 Çok İlginç Bilgi..

Kenevirin faydaları.

1. Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.
2. Yine bir dönümlük kenevirden, 4 dönüm ağaça eş kağıt üretilebilir.
3. Kenevir tam 8 kez kağıda dönüştürülebilirken, ağaç 3 kez kağıda dönüştürebilir.
4. Kenevir 4 ayda yetişir, bir ağaç ise 20-50 yılda…
5. Kenevir, gerçek bir radyasyon temizleyicidir.
6. Kenevir dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilacına da ihtiyaç duymaz.
7. Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa, tarım ilacı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.
8. İlk kot pantolon, kenevirden yapılmıştır; hatta “kanvas” kelimesi kenevir ürünlerine verilen isimdir.
9. Kenevir, AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma; romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, psikoloji, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalıkta kullanılmaktadır.
10. Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.
11. Kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.
12. Kenevirle beslenen hayvanlar, hormon takviyesine ihtiyaç duymaz.
13. Plastik ürünlerin tamamı, kenevirden üretilebilir ve kenevir plastiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.
14. Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa, dayanıklılığı çelikten tam 10 kat fazla olur.
15. Binaların yalıtımı için de kullanılabilir; dayanıklı, ucuz ve esnektir.
16. Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler, suyu kirletmez; yani tamamen doğa dostudur.

Alıntıdır...
https://youtu.be/Vz2iSJQxdJw

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Kurda, Kuşa, Aşa ve Göze:

Share