19/05/2022
hikaye öyle garip ki defter yapmaya başladığımızda çocuk yaşta, iki hevesli kadındık. küçücük bir dükkan tutup duvarlarını boyadık, döküklerini tamir ettik. kendi markamızı kurup üretecek, sırasıyla önce dünyamızı sonra dokunduğumuz dünyaları değiştirecektik. bir yandan okullarımıza devam edip aferinler alacak, diğer yandan döktüğümüz alın teriyle para kazanacaktık. çok çalıştık, çok sabahladık. öyle çalıştık ki okullarımızı unuttuk.
fakat ne var ki dünyaya baktığımız göz başkaydı.
parayla olan ilişkimiz hep bir aksak, hep biraz topaldı. kimi gün çok kazandık, kimi gün kiramızı ödeyemedik ama hep ürettik. birbirini sevdiğini söylemekten korkmayan insanlar için ürettik, her defter bizimmiş gibi ürettik.
hayat öyle aktı ki büyüdük, yeşerdik, üç atölye değiştirdik. çok güzel komşularımız oldu, kapı önünde tavla oynadık. müşteri olduklarını sanan misafirlerimiz gelip dostlarımız oldular. evlendirdiklerimiz, çocuk sahibi olanlar derken hep beraber kocaman olduk.
ardından hayat başka türlü aktı ve dükkanı komple kapattık.
bugün durduğumuz yerde bambaşka hayatlarımız var. büyüdük. okullarımıza döndük. ravza evlendi, düzce’ye taşındı. ben de bu işleri bıraktım.
bu süreçte çok siparişi reddettim. tüm sessizliğimize rağmen bizi unutmayan dostlarımız hatırına, arada keyfe keder siparişler hazırladım. onlar da çok nadir. bugüne kadar heyecanlanmadığım hiçbir işi yapmadım.
hatırlamıyorum en son ne zaman post paylaştık. fakat ben bugün tekrar heyecanlandığımı; kelimenin tam manasıyla kan, ter, gözyaşı ile kurduğumuz markamızın bende tüken-e-mediğini fark ettim. heyecanımı ilk olarak ravza’yla sonra sizinle paylaşıyorum.
sevdiğinizin en sevdiği rengi beraber düşünmek için, arkadaşınızın zevklerini bir defterde yorumlamak için hala heyecanlıyız.
kısacası siz de bizi hala unutmadıysanız buralardayız.
*bu marka vesilesiyle tanıdığım herkese, tüm misafirlerimize sıkı sıkı sarılıyorum. iyi ki vardınız.